Doug Horst 392 Creek Road Poughkeepsie Ny Kc Nayfield Samuel Taylor Ardwick Lancashire Family Martial Arts Liverpool 23rd District Roanoke County Virginia Idea For Birthday Present For 70th Dj Nestora Charmed Season Dvds Russian Generals Missile Russia Rice System John Mccready Gymnast Nys Demegny Terry Ogden John-carroll In Boone County Ky Hot Modelss In Street Clothes Famous Litature Quotes The Nation Of Israel Gang Brain Food Riddle Rollover Buttons In Acrobat Jon Hill Iowa Falls Ia
10713 Evdeki Internet'in Son Günü
Yarın modemi söküyorum.
Bu akşam, uzunca bir müddet için evdeki Internet'in son günü. En azından doktora bitinceye kadar, kendisiyle münasebetime sınır getirmeye karar verdim. Telefonda hala maillere bakma ve konuşma imkanım var, lakin artık bilgisayarla uzun saatler RSS okumak ve mail gruplarının, IRC'nin asla bitmeyecek laklakına takılmak istemiyorum. Offline bir bilgisayarla yaratabileceğiniz ilgi dağınıklığı, online bir bilgisayara nisbetle hayli az, oyun oynamak bile sıktığına göre artık, herhalde büyüyorum ben de...
Hem her yerde Internet var artık. Okulda, kardeşimde, evdeki modemi Internet bağlatacağı için kendisine isteyen annemde, gidebileceğim hemen her yerde. Göremediklerimi görmek için de bir fırsat olur, çok Internet'im gelirse annanneme giderim mesela...
Bunun bir neticesi, online arkadaşlarımla daha az iletişim içinde olabileceğim. Blog okumak için daha az zamanım olacak, maillere daha kısa cevaplar yazacağım falan...
Buradaki yazılar da daha seyrek güncellenecek ama muhtemelen daha çok yazacağım. Yazacak şeyleri sıraya koyması daha kolay olur. Bitiremediğim yazıları, hikayeleri de ya silmek, ya bitirmek niyetindeyim.
On-oniki sene kadar önce, yine böyle bir hisle televizyon seyretmeyi bırakmıştım. O zaman da takip etmeyi beni televizyona bağlayan, kaçırmak istemeyeceğim programlar vardı, ancak bu geçen on yılda geriye bakınca, belgesel melgesel de dahil, televizyonu toptan rafa kaldırmanın faydasının zararından fazla olduğunu düşünüyorum. Bakalım, Internet nasıl olacak...
***
Yeni eve gaz sayacını bugün bağlamışlar, çok sevindim. Yarın inşallah sayacın kartını alacağım, Cumartesi de ufacık ufacık çamlar, sedirler dikeceğim bahçeye, birkaç da meyva ağacı... Gelecek hafta artık orada kalmaya başlarım umuyorum.
İlk birkaç hafta bir masa, bir koltuk, bir yatak, bir de koşu bandı... Bir de bilgisayar tabi, yazı yazmak için.
***
Memleket ilginç bir yer: Diktatörü her yerde görüyoruz, ülkesini kurtaran da var, mesela Stalin de Hitler'e karşı ülkesini savundu ve kurtardı, ama öldükten sonra hala peşinden koşturanı yok... Takdir etmek lazım.
En yakışıklısı bizimki herhalde, ondandır. O kadar yakışıklı ki, yani, insan konduramıyor, böyle diktatör mü olur diye. Elaleminkiler hep kötü suratlı, filmlerdeki kötü adamlara benziyor, bizimkisi pelerinli melerinli, beyaz atıyla gelmiş vatanı kurtarmış, sonra bir bakış, bir duruş, aboooov, böyle diktatör mü olur? Onun için kızıyorlar zaten diktatör deyince, siz de kızdıysanız, siliniz kafanızdan diktatörü, dememiş olayım, aramızda kalsın, "ebedi şef" olsun kendisi, ne diyelim...
Geri gördüğümüz Araplar, her neyse de, vahiy falan değil, adam kafasından uydurmuş diyelim, 1400 sene kadar önce, "resimlerin, taşların, heykellerin bir faydası olmadığı" konusunda bir fikir ortaya atmışlar. Yeterli değil falan diyebilirsiniz, işte, resimleri put olmaktan çıkardı ama kitabı put yaptı da diyebilirsiniz ama burada neticede bir fikir var. Diyor ki, bu taşlar, bunların kendine faydası yok, size nasıl faydası olsun...
Kendi çapında bir şeyler söylemiş işte. Kabul etmek ayrı, değerlendirip reddetmek ayrı...
Yahu, bu milletin tüm akıllı olduğu varsayılan adamları, yöneticileri falan, her sene birkaç defa toplanıp bir taşın önünde selam duruyor. Tamam kardeşim, inanma, Allah yok, Peygamber yalancı falan, ona inan demiyorum, inanmamaya devam et... Laik de ol, neye inanıyorsan inan, inanma veya, kendi bileceğin iş...
Ama buradaki komediyi nasıl gözden kaçırabilirsiniz? Benim her saygı duruşunda güleceğim gelirdi. Yüce Atatürk için, şehitler için falan saygı duruyoruz... Ama onlar ölmedi mi? Saygı dursam ne, amuda kalksam ne? Atatürk'ün haberi olacak mı?
Kendimi tekrar ettiğimin farkındayım ama yazmazsam karnım ağrıyor.
Yani ben Napoléon Bonaparte için de saygı duruşunda bulunsam olur mu? Veya Caesar için? Onlar saygıdeğer adamlar değiller mi? Veya hadi onlar dictator, Shakespeare için saygı dursam... Her sabah Shakespeare için saygı dursam, ben de onun gibi yazabilir miyim? Veya Proust, hani kitap uzun da, okunması güç, saygı dursam bir faydası olur mu?
Atatürk mozole mi selamladı sevgili arkadaşlar? Atatürk heykellere çiçek mi koydu?
Akla, bilime veyahut başka şeylere inanıyorsanız inanmaya devam edin de, yazık ya, ne olursanız olun, insan evladına taş selamlamak yakışıyor mu?
10379 Cuma
Dün sabah elektrikler kesilmişti uyandığımda ve geceleyin açık kalan Windows bilgisayar da sabaha kapanmıştı. (Bu her zaman açık olan sunucudan farklı, zaman zaman oyun oynamak, film seyretmek vs. için kullandığım bir bilgisayar.) Açtığımda ethernet kablosu takılı olduğu halde, ADSL modemden IP adresi alamadığını, "bağlantı sınırlı" falan dediğini gördüm. Kabloyu değiştirip başka birini taktım, ayarlarla oynadım, taktım çıkardım, tekrar taktım çıkardım lakin düzelmedi. Ben de öylece bıraktım. (Hayır sövmedim, artık Windows'a sövmüyorum.)
Bilgisayar bir süre kullanılmadığında kendini uyutuyor. Akşam tekrar açtım, baktım aynı şey. Dedim, bir de kapatıp açıyım Windows'u, bakalım ne olacak.
Düzeldi.
Bilgisayarcıların iki lafından birinin "kapatıp aç" olmasında bir hikmet var aslında.
***
Bugün bir de Linux laptop'ta sorun çıktı. Uyuyup uyanarak bir haftadan fazla bir zamandır çalışan arkadaş, bir noktada OpenOffice'le pencere yöneticisi arasında çıkan uyumsuzluk sebebiyle tıkandı.
Ctrl-Alt-F2ye basıp, pencere yöneticisi dışındaki terminallerden birine geçtim. Çalışan programların listesini ps x komutu ile alıp, en son çalıştırdığım programı kill ile kapattım, ayıldı.
Linux'ta da sorun çıkıyor, lakin çıkmasını bir ölçüde normal karşılıyorum, çünkü çalıştırdığım zaten Debian'ın test sürümü, stabil olmadığı baştan kabul edilir. Dahası, o kadar para bayıldığınız işletim sisteminin daha stabil olmasını umarsınız. Ben bu yazıyı yazdığım bilgisayara bu işletim sistemini Internetten indirdim ve kimseye tek kuruş vermedim, hala "yeni kurmuş" gibi hızlı. (Hatta daha hızlı, çünkü kullanmadığım servisleri çalıştırmıyorum. Ayrıca daha kullanışlı, çünkü yazdığım özel bazı programcıklar mesela her saat yukardaki sunucuya sadece değişen dosyaları gönderip yedek alıyor.) Öbür tarafta kopyasına bilmemkaç dolar verdiğiniz bir "şey" var ve canı istemediğinde ağı tanımıyor. Belki daha renkli ve bol virüsü var; lakin daha kullanışlı ve emin değil.
***
Öğrencilerin ödevlerini eposta yoluyla topluyoruz. Gelen ödevleri Gnus'ta bir gruba biriktiriyorum. (Bir postayı bir gruba B m ile taşıyabiliyor veya B c ile kopyalayabiliyorum. Gerekirse ug.example.com adresinden gelenleri bir gruba topla da diyebiliyorum, hatta buna bir de zaman sınırı koymak da mümkün olur sanırım, "şu adreslerden şu saate kadar gönderilenleri şu gruba koy"...) Daha sonra bir klavye makrosuyla gönderilen adresten bir dizin yapıp, gönderilmiş dosyaları oraya kopyalıyorum.
Bastığım tuşlar şöyle bir şeyler (C: Ctrl M: Alt RET: Enter SPC: Boşluk):
-
C-x ( - klavye makrosu başlat
-
C-Tab - eposta penceresine geç, (bu benim kendi yazdığım bir tuş, standart tuşlarda bu
C-x o(other-window)) -
M-< - eposta başlangıcına git
-
C-s < RET - ilk < işaretini bul ve git. bu işaretten hemen sonrası gönderilen adresi içeriyor. Gelen epostanın en başında
From: Ali Yılmaz <aliyilmaz@example.com>yazar Gnus'ta. Bundaki<ileaarasına gelir imleç. -
C-s @ RET - ilk @ işaretini bul ve git.
From: Ali Yılmaz <aliyilmaz@example.com>satırında, @ ile e arasındayız. -
C-b - bir harf geri gel.
-
M-w - kopyala. (şu an
aliyilmazkelimesi kopyalandı.) bu komutun istediğimiz yeri kopyalaması için normalde önceC-SPCile bölüm başlangıç işaretini (mark) belirlemek gerek. ancak buradaC-s(isearch-forward) bölüm başlangıcının yerini değiştirdiği için gerek yok. -
M-! mkdir /home/iesahin/odevler/ C-y RET - kopyalanmış
aliyilmazadiyla bir dizin (klasör) yarat. (bu dizini/home/iesahin/odevler/dizininde yaratiyor.) -
X m - epostanın eklentilerini kaydet
-
C-a C-k .*/.* RET - kaydedilecek eklentilerin MIME uzantılarını ver. öntanımlı olarak image/.* diyor bu, sadece resimleri kaydetmek için. ben program dosyalarını kaydettiğim için
.*/.*(bütün hepsi) yapıyorum. -
C-a C-k /home/iesahin/odevler/ C-y RET - dosyaları bahsi geçen dizine kaydet.
-
C-Tab - mail listesi penceresine dön.
-
N - bir sonraki epostaya geç.
-
C-x ) - klavye makrosunu bitir.
Bu yazdıklarımı bir defa yaptıktan sonra, ödev sayısı kadar F4 tuşuna basarak tüm dosyaları ilgili klasörlere kaydediyorum. (F4 veya C-x e son makroyu çalıştırır.) Eğer bu kadar sayıda F4'e basmaya üşenirsem, mesela 25 ödev için C-u 2 5 F4 tuşlarına basarak, makroyu 25 defa çalıştırabilirim. (Bir sonraki makro, öncekinin bıraktığı yerden başlıyor.) Böylece bütün eklentiler, gönderenlerin eposta adresinin ilk kısmıyla açılmış dizinlere kaydedilmiş oluyor.
İlk yazımı zor görünebilir, ancak bunu bir de Gmail veya Outlook Express'te yapmayı deneyin. (İlk ödevi kaydetmek burada biraz daha uzun sürebilir, ancak toplamda herhalde 2 ödev yerine bütün hepsini kaydetmiş oluyorum.)
Bunun bir de ödevler okunduktan sonra sonuçları öğrenciye gönderen bir eşi mevcut. Onu da yarın yazarım inşallah. (Bir de aradaki ödev okuma kısmını yapan bir makro yazabilsem, harika olacak aslında.)
Emacs ve Gnus faydalı programlar gördüğünüz gibi.
***
Tefeül
***
- mar
- (ma:r) Yılan
- mar
- Parlama, ışıldama, canlılık, dirilik anlatan kök.
Kalbimden beynime mar mar ışıyan damar,
Havvayı aldatan mârı masum kıldın bîzarar.
***
Exercise from Kumandiri and Rumero's Number Theory with Computer Applications
(page 25, problem 16.)
A famous unsolved conjecture of Goldbach states that every even number is the sum of two odd primes. Write a program to verify this conjecture for an integer n. What is the largest n for which your algorithm is guaranteed to give a result? Verify that the conjecture is true for all even numbers up to 1000. Is a table of primes up to 800 sufficient to verify Goldbach's for even numbers less than 1000?
My Solution
I have modified the problem a bit for my tastes. Firstly, there is no boundary of Integers in Haskell. (There is for Int which are 32-bit numbers, but Integer type doesn't have an upper bound.) Also, making a table of even numbers and two primes summing up to that would be better than finding constituents of a single number. I think, the former method can be implemented in a way similar to Sieve of Erathostenes.
The solution is here and even numbers composed of primes up to 1000 using the program are listed here.
10712 Dört Emlakçıyla Sohbet
Evimi satmaya karar verdim ve fiyat almak için evin civarındaki üç emlakçıya gittik. Esnafın içinde en az güvendiğim kesimdir emlakçılar, şahsen sözüne güvendiğim de sadece birini tanıyorum, bu üçünden sonra başka bir evi satmaya çalışan ona da gittik.
Gittiğimiz emlakçılardan birincisi, bize uzun uzun bir albaydan nasıl parasını alamadığını anlattı, sonra sanki alacakmışız gibi Yenimahalle'de netameli, ortaklı mortaklı bir yeri açtı, "kardeşim ben evi satmaya gelmişim, sen bana ne gösteriyorsun?" Bu birincisine evi getirdik gösterdik, işte piyasa kötü, yaprak kımıldamıyor...
Başka birine gittik, o da dedi ki, piyasa kötü, yaprak kımıldamıyor, TOKİ bizi böyle yaptı. Üçüncüsüne gittik, dedi ki, haa, ben sizin siteyi biliyorum, sizin komşunun oğlu babasına dört sene Eskişehir'de okuyorum diye yutturdu, kah kah, kih kih... O da aynı edebiyat, tabi ki, piyasa kötü, yaprak kımıldamıyor.
Kardeşim, ben müşteriyim, diyeceksin ki, satılır, bir bakalım, evet durgun ama şu fiyattan çıkarırsak belki gider. Krizler, malın ve iş yapanın iyisinin kötüsünün ayrıldığı zamanlardır. "Piyasa kötü" oturup sabahtan akşama kadar sigara içip pinekliyorsun odanda, "birisi gelse de evini satsam" diye...
Neyse, artık biraz bunlara, biraz çevreye bakarak bir fiyat belirledik. Bu civarda yakınlarda ev bakmış olan kardeşim (ve nişanlısı) "o ucuz değil mi?" dedi, ben de (her ikisine ayrı ayrı) dedim ki, "eğer ucuz diyorsan, gel sana satıyım, sen istediğin fiyattan sat veya benim istediğim parayı getir, üstü senin olsun..."
Sonra hasbelkadar dördüncüsüne gittik, bir bakalım, iki ay oldu evi vereli, ne olacak diye. O da maşallah sohbet edecek adam arıyormuş, biz de yerini bulunca konuşmayı seven iki kişiyiz. Toplam beş dakika falan bizim evin ne olacağını konuşmuşuzdur, sonra girdik, belediye seçimlerinin ahvalinden, memleketin insan kalitesine. Adam diyor ki, "ben elhamdülillah Türk'üm diyen bir insanım, buna rağmen bizim milletin ahlaksızlığı da damarıma dokunuyor." Ben bir yandan, arkadaş bir yandan, emlakçı bir yandan, bilhassa Ankara Belediye Başkanı etrafında bol miktarda laf ürettik.
Bu adamın adı çıktı. Minare ve kılıfları konusundaki uzmanlığından dolayı açığa çıkmış bir şey yok, zaten devir onların devri, lakin bu tekerlek böyle dönüp durmaz, bir gün taşa takılır. O zaman da pek uzak değil gibi. Geçenlerde yine Kamu İhale Kurumu'ndan bir arkadaşla konuşurken, "belediyeler içinde en kötü durumdaki Ankara Belediyesi" demişti ki inanırım.
Ben şahsen, "memlekette adam kalmadı mı, onbeş senedir hala Karayalçın/Gökçek seçimi mi seyretmek zorundayız yine?" diyorum, yine de (yukardaki sözden de anlaşılacağı üzere) MHP içinde yer alan emlakçı bile, "Sizinki olmazsa Karayalçın mı, Gökçek mi?" sorusuna "Karayalçın" cevabını vermeye başlamışsa, artık o tekerin taşa takılma zamanı da gelmektedir. Ben bu sözü hayatında hiç sol partiye oy vermemiş başka insanlardan da duydum, çünkü aynı suratı onbeş senedir görmekten bıktık. Şerrinizden korktukları için karşınıza çıkmayabilirler, lakin bu kalplerinde husumet olmadığı anlamına gelmez. İnsanları susturabilirsiniz; Gökçek bunu hayli güzel beceriyor, ama bu ikna ettiği anlamına gelmiyor maalesef.
Ben genelde, "bu milletin %90'ı Gökçek'in yerinde olsa, onun (menfaatperestlik namına) yaptıklarını yapar" ve "Yezid bile dedi ki, siz Ebu Zer gibi olursanız, ben Ömer gibi olurum" falan tarzı, Hz. Peygamberin de, ondan bin sene kadar sonra siyaset bilimcisi Montesqieu'nün de işaret ettiği, "nasılsanız öyle yönetilirsiniz" şeklinde, topu yine "büyük Türk milleti"ne atan cümleler kurdum. Çünkü bilmiyorum, gerçekte, kim neyi kime ne şekilde pazarlamış. Belki "Melih Başkan" çok dürüst bir insandır da, bizim şaşılığımızdır, o da mümkün...
Neyse de, nemo ante mortem beatus demiş Romalı, kimse ölmeden önce mutlu görülmesin. Hele bir sonunu görelim, neler oluyor bu oyunun sonunda bakalım, muhtemelen gören gözler için ibret olacaktır.
Tefeül
Muhammed İkbal, Benlik ve Toplum (çev. Ali Yüksel)
Lügat
- kumarhane
- (tasavvuf terimi) Sevgili uğruna başını ortaya koymak. Sâlik kendini bütün varlığı ile fenâ kumarhanesine vermezse, mutlak manada fanî olamaz.
Bu açıklamayı okuyunca, şu yazı aklıma geldi.
Research
Analogy in Music
Paul Hudak has a Haskell library called Haskore, where one can "compose" music using Haskell functions. When I read about it, thought of it as a platform where one can "compare" musical objects with each other and find analogies.
10711 Bitmeyen Lisp Parantezleri
Lisp bir programlama dili, ben genelde Emacs Lisp kullanıyorum şu günlerde.
***
Bir süredir her akşam 9:30 gibi Internet'i kapatıyorum.
Tefeül
Cemil Meriç, Jurnal I.
Lügat
- hicir
- (hici:r) Yaratılış, huy, adet
Ayrılık anlamına gelen "hicr"den farklıdır, "hicrinden muztaribim" ayrılık anlamına, "hicirinden muztaribim" yaratılış anlamına gelmeli.
Emacs
Today I worked with my .emacs file and split it into four:
- ~/.emacs
- The file that loads defaults for "editing"
Haskell
The problem says: The prime factors of 13195 are 5, 7, 13 and 29. What is the largest prime factor of the number 600851475143 ?
10710 Ağaçla Kaçan Randevu
Bugün ağaç almayı düşünüyordum. Olmadı.
***
Burada Emacs üzerinde yazdığım sayfalara YASnippet üzerinde şablon tanımladım. Normalde şablon doldurmayı sevmem ama bakalım nasıl olacak.
***
In English, "ML" means three different things in close contexts: It means "Meta Language" if used as a programming language, means "Machine Learning" if used within an AI-related context and "Machine Language" to represent the code that CPUs understand.
"For ML we need good compilation of ML into ML"
Tefeül
- Sonunda uçtun, gizli âleme gittin. Acaba hangi yola düştün de dünyadan gittin?
- Beden kafesinde mahpus bir kuş gibiydin, çok kanat çırptın. Nihayet kafesi kırdın da havalandın, can âlemine uçup gittin.
- Baykuşların arasında kalmış, aşk sarhoşu bir bülbül gibi idin. Gül bahçesinin kokusunu alınca, dayanamadın, oraya doğru uçup gittin.
- Bu dünyada görülen tatsız hâllerden ötürü mahmurluklar içinde idin. Çok baş ağrıları çektin. Sonunda ebedîlik meyhanesine gittin.
- Cihan, yol şaşırtan gulyabâniler gibi seni, yanlış yollara düşürdü. Bu yüzden çok sıkıntılar, ızdıraplar çektin. Sen sonunda Allah'ın inâyeti ile o yanlış yolların hepsini bıraktın, fâni olmayan, ebedî olan sevgiliye doğru uçtun gittin.
- Duydum ki sen, iki göz olmuşsun, cana bakmadasın. Neden cana bakıyorsun? Çünkü sen artık cansın, cana kavuştun.
Rumi, Divan-ı Kebir (haz: Şefik Can)
Lügat
- kevn
- 1. Sonradan meydana gelme, sonradan olma 2. Var olma; varlık 3. Dünya 4. tasvf Varlık kavramı altında toplanan nesnelerin tümü 5. Mutasavvıflarca bir varlığın bir başka varlık haline birden dönüşmesine veya bir varlıkta bir biçimin ortaya çıkmasına verilen ad. (Çağbayır)
kevn, Kitab-ı Mukaddes'in ilk bölümü olan Tekvin'i hatırlatıyor, şimdilerde "Yaratılış" diyorlar herhalde, İngilizce'de Genesis, kevn'in İngilizce karşılığı (nesil anlamındaki değil, oluşma anlamındaki) "generation" diye düşünülebilir
Research
I have browsed Stanford's Text Digitization Project to find a suitable reading.
Some candidates:
Français
Je n'ai pas tout faire aujourd'hui.
Haskell
Each new term in the Fibonacci sequence is generated by adding the previous two terms. By starting with 1 and 2, the first 10 terms will be:
10709 Sarı Elma
Bugün sadece bir tane elma yedim.
%25center%25 ***
Bir cümlelik bir hikaye yazdım.
Lügat
- keyd
- hile, oyun, dalavere, dolap
Français
Aujourd'hui, Léomike m'a envoyé une lettre. Il contient un fichtier de base français.
Haskell
I'll solve my daily dose of Project Euler Problems here. So here goes Problem 1.
If we list all the natural numbers below 10 that are multiples of 3 or 5, we get 3, 5, 6 and 9. The sum of these multiples is 23.
Find the sum of all the multiples of 3 or 5 below 1000.
10708 Mekr
İnsan kendi maharetinin tuzağında kaybolmaya yatkın. Olduğu olamadığına sebep.
Erken gelen bir başarı, bitirilmiş bir iş, insanın önünü tıkayan, ufkunu daraltan bir perde. Herkes başarıya ve rahatlığa ulaşmak için didiniyor, ancak oraya, olmak istediğiniz yere gittiğinizde, maksat Profesörlükse, maksat Patron olmaksa, maksat zenginlikse, maksat şöhretse, maksat Cumhurbaşkanlığıysa veyahut her ne kerametse, ona vasıl olduğunda insanın hala söyleyecek sözü, atacak adımı olmalı.
***
Unutmam gereken şeyleri unutabilen bir insan olmayı isterdim. Bugün eski eşimin doğum günü mesela, üç gün sonra da bir başkasının.
***
Düşündüm de, zevkle doğum günü kutlayan bir insan olamadım ben. Yukardaki sayı, yeniden doğduğum günlerin sayısı. Her biri öncekilerin kutlaması, her biri öncekilere yas.
Artık günlere isim de vermeyi düşünüyorum, bugün Mekr günündeyiz.
***
Bugün radyoda Can Dündar'ı dinledim. (Şu "Mustafa" filmini çeken adamın adı buydu değil mi? Internet yok bunu yazarken, kontrol edemedim., karıştırmış olmayayım.)
Kendisine yönelmiş hücumu anlatıyordu sakin sakin. Bilen insanın cahiller karşısındaki sakinliğiyle.
Kemalistler kendi evlatlarını bile iftirayla yiyecek kadar ilginç insanlar. Maksat Atatürk'ün bilinmesi, anlaşılması değil; bu insanların öyle bir gayesi hiçbir zaman olmadı, konu zaten 10 Kasım 38'de ölen faninin hayatı, ne düşündüğü, ne yaşadığı, ne hayal ettiği de değil; konu bir "kimlik" ve "fetiş" meselesi. O bizim folklorik bir nesnemiz, Türklerin Atası, inanmadığı Allah'ın bu millete hediyesi, gelmiş geçmiş en büyük lider, elindeki şimşek gibi ordularıyla düşmanı denize döken Zeus'umuz, milyonlarca resmi ve büstü her yeri süsleyen büyük dahi, duruşu yeter, bakışı yeter, ismi yeter, en büyük önder... (Nasıl iyi öğrenmiş miyim? Bir ara, "işsiz kalırsam ne yaparım?" diye düşündüm de, listede "Atatürk şiirleri yazıp satmak" da vardı.)
Devam edelim: Doğulu olmaktan kaynaklanan aşağılık kompleksimizi yönelttiğimiz karizmatik Batılı, Türklerin atası çünkü biz zihnimizin en gerisinde ırkçı bir milletiz ve Atamızın en büyük önder olmasına ve bilhassa kılığına kıyafetine dikkat eden bir Batılı olmasına çok memnunuz, "ataaam, biz sana layık olamadık ataaam" derken aslında resmiyle, ismiyle, cismiyle mükemmellik ilham eden zatının gölgesinde "gavur"a karşı duyduğumuz kompleksi bertaraf etmeye çalışıyoruz. Doğulu olan her şeyin Kemalistleri bu kadar incitmesi de bundan, herhangi bir doğululuğun Ata'ya yakıştırılamaması da... Atam bir Osmanlı Subayı değildi, haşa, Osmanlı geri kalmış, köhnemiş, (ben bu cümleyi okuduğumu aynen hatırlıyorum) İstanbul'da padişah korktuğu için arabanın yasak olduğu bir yerdi. Atam bize devrimleri armağan etti, o olmasaydı biz hala şu pis Araplar gibi geri kalmış bir millet olacaktık.
Basit: Atatürk bir obsesyon olduğu için, öğrenmek istemiyorlar. Onlara gerçeği sunuyorsunuz, halbuki onlar hayallerindeki yarı-tanrıyla gayet mutlular. İnsan maşuğuyla ilgili kötü sözden -velev ki hakikat olsun- hoşlanmaz. Mustafa Kemal'in aşıkları da hoşlanmıyor.
Hakikat er-geç galip gelirmiş, peh, ordusu ve milletiyle çağdaş uygarlık yolunda yürüyen yüce Türk milletine böyle laflar sökmez, yedi düveli denize döktük, Hakikati de dökeriz icabında.
***
İsmet İnönü'nün 1937'de Atatürk'le küsüşmesinin arkasında, "içki masasından ülke yönetilmez" gibi bir sözün ağzından çıkmış olması vardır. Dündar bugün dedi ki, Atatürk, hani öldüğüne her 10 Kasım günü ağlaştığımız önder var ya, o Atatürk ölüm döşeğindeyken yanında arkadaşlarından kimse yoktu ve Ankara'da yerine kimin geçeceğine dair bir kavga sürüyordu. Kavgayı kimin kazandığını biliyoruz. Siyaset böyle bir şey.
Şimdi ben bunları yazarak Atatürk'ün yüce hatırasına saygısızlık etmiş oluyorum, ama neticede onun Başbakanlığını yapan İnönü, yukardaki lafı yüzüne edince saygısızlık etmiş olmuyor. Düşünüyorum da, bugünkü fikrim ne olursa olsun, biriyle Atatürk/İnönü ilişkisi içindeki İnönü olsam, hem böyle laflar edip, hem de ölünce yerine geçmeyi beklemem. Neticede benim bugün Atatürk'e olduğu iddia edilenden kat-be-kat fazla borcu vardır İnönü'nün.
***
Biriyle Atatürk'ten bahsederken, "gizli vasiyet" konusu gündeme geldi. Böyle bir hadise de var, yere göğe sığdıramadığımız önderin siyasi vasiyeti, kurtardığı ulusundan saklanıyor. Bu millet normal bir millet, kurtarıcı normal bir kurtarıcı, vasiyet normal bir vasiyet olsa böyle bir komedi yaşanmaz.
Merak ediyor muyum? Evet. Nasılsa bir gün açıklanacağını düşünerek spekülasyon da yapıyorum: İçinde dinle ilgili bir pişmanlık olduğunu değil, ancak yaptığı devrimlerin hepsinin iyi sonuçlara yol açmadığını kabul ettiğini, belki hilafetin ihyasını istediğini iddia etmek mümkün. Veya "dini silin süpürün" falan da yazıyor olabilir. "Bu millet en iyisi mi Protestan olsun, günde beş vakit kıçını havaya kaldırtan din mi olurmuş" da yazıyor olabilir. Bunların hiçbiri beni şaşırtmaz.
Yine de, içinde ne olursa olsun, ben bugünkü Kemalistlerin yerinde olsam, son sözünün ne olduğunu bilmediğim birinin arkasından o kadar da gaza gelmezdim. O vasiyette her ne yazıyor olursa olsun, işin içinde bir bit yeniği olduğu aşikar. O sebeple, güzel kardeşim, tamam, bana sövüyorsun da, adam belki diyecek ki "Emre haklı." O zaman ne yapacaksın?
Çok merak ediyorum, o vasiyette "siyaseten hilafeti geri getirmekte fayda vardır" veya "siz en iyisi Marx'ın yolunu takip edin, Sosyalist olun" falan gibi, bugünkü Atatürk resmimizle taban tabana zıt bir şey yazıyor olsa ne olacak? Kim neresine sokacak o vasiyeti? Atamız Kemalistlere ihanet etmiş olmayacak mı? Bu ihanet Kemalistlere reva mı değil mi?
Tefeül
Suad El Hakim, İbnü'l Arabi Sözlüğü (çev: Ekrem Demirli)
Lügatten
- mekr
- 1. Hile, düzen. 2. [birini] hile ile aldatma, maksadından vazgeçirme (Devellioğlu)
10706 Çeharşenbe
Comment allez-vous?
Teach Mate adında bir site keşfettim, insanlar ne öğrenmek istediklerini ve ne öğretebileceklerini yazıyor, o da bir nev'i çöpçatanlık yapıyor. Denemek için kendime bir hesap açtım, ne öğrenmek istiyorsun kısmına da, aslında hiç öyle bir niyetim olmadığı halde Fransızca yazdım. Herkes Fransızca öğrenmek ister, benimki de öyle bir şey...
Yarım saat geçmeden Kanada'nın Fransızca konuşulan eyaleti Quebec'ten bir mail geldi. "Ben sana Fransızca öğreteyim, inşallah cevap verirsin" falan yazmış. E, tamam, yani, hık mık... Fransızca talebesi kıtlığı var herhalde. "Şaka yaptım" diyemedim, "bir Fransızca öğrenmediğim kalmıştı" da diyemedim, "tam Proust'un kitabını okuyordum, hayalim her zaman orijinalinden okumaktı" dedim, doğru aslında, yalan değil de, ona gelinceye kadar ne hayallerim var...
Hocamın tavsiye ettiği bazı sitelerden, Google'dan, Mango'dan ve BBC'nin dil öğrenim sitesinden yardım alarak başladık bakalım. Bonjour Monsieur, Merci Madame, Enchanté falan filan... Allah sonunu getirmeyi nasip etsin.
Facebook'u Fransızca kullanmaya başladım, bu çeşit sitelerin tek faydası bu oluyor, "arkadaşlar" "amis"miş, öğrendim. birinin sevgilisi varsa İngilizce'de "In a relationship" yazıyordu, bunda "En couple" yazıyor, hediyeler "cadeaux" diye yazılıyor ama nasıl söylendiğini henüz bilmiyorum, herhalde "kado" şeklindedir.
Bir süre sonra Fransızca yazmaya da başlarsam şaşırmayın.
10705 Salı
Kızımız belli ki ödevi arkadaşına yaptırmış, muhtemelen erkek arkadaşına, şirinlik yaparak. Sorduğum soruları da aynı usulle cevaplıyor, cevapları bildiği için isbat edebilecek durumda değilim. Ondan önceki oğlan, ödevin her satırını kendi yazdığı halde sorduğum sorularda titriyordu.
Hayat ilginç bir hayat.
Girizgah
Bu site asıl sitedeki Jurnal yazılarının, Facebook’a yazdığım “status” cümlelerinin ve del.icio.us bağlantılarının toptan gösterildiği bir yer… Maksat göze şirin gözüksün, takibi kolaylaşsın ve yorum yazmak isteyen buraya yazsın.
Yazara ulaşmak için i.emre.sahin@gmail.com adresini kullanabilirsiniz.
Ahval
- Emre "ey ashqin ezeli ashqa ilham-i hudadir." November 17, 2008
- Emre "this is my face, this is my book, for dictators call I rook." November 12, 2008
- Emre "facebook sıktı." November 9, 2008
Web'de Son Gördüklerim
- Frequently Forgotten Fundamental Facts about Software Engineering
- پری دختری که پر زد ...
- Farsi Dictionary
- 350 Designs - Examples of clean, legible fonts with download links
- Medieval and Modern Thought Text Digitization Project: Welcome
- Haskell Monad Tutorial
- 6 Free Tools To Help You Run Windows Applications On Linux - Opensource, Free and Useful Online Resources for Designers and Developers
